Kültür Yapıları ve Kentler

Kültür Yapıları ve Kentler

Kültür yapıları, bulunduğu bölgeye kimi gayrimenkul projelerinin aksine sadece ekonomik ve ticari değer getirmenin yanı sıra, sosyal ve antropolojik boyutta da değer katıyor. Bu yapılar, özellikle Kuzey Avrupa’da ve gelişmiş Uzak Asya ülkelerinde geliştiricilerin sıklıkla projelendirdiği ve kamu ve özel sektör yatırımlarının iş birliği içinde hareket ettiği gayrimenkul projeleri olarak özellikle son yıllarda oldukça dikkat çekiyor. Kuzey Avrupa’da kent mimarisini ve dokusunu korumak adına kent merkezlerinde sadece ticari amaçlara hizmet edecek gayrimenkul projelerine verilen izinler minimum seviyede tutulması sebebiyle, Uzak Asya’da ise araç trafiğine neden olmaksızın insanların yaya olarak kullanabileceği alanlara olan ihtiyacın hem yerel yönetimler hem de vatandaşlar ve şehir planlamacılar tarafından sıklıkla dile getirilmesiyle  kültür yapıları, gayrimenkul geliştiricilerinin odak noktası haline geliyor.

Kültür yapı projeleri, kültür kompleksleri kapsamında değerlendirilen topluluk sahneleri, müzeler, sanat atölyeleri, yüksek öğretim kurumlarına ve konservatuarlara açık eğitim merkezleri, etnik sporlara yönelik sahalar veya görsel sanatlar için gösteri merkezleri gibi birçok etkinliğe ev sahipliği yapabilecek altyapı ve donatılarla tasarlanıyor. Bu projelerin birincil olarak amacı şehrin kültürel zenginliğine katkı sağlamak olsa da faydacı bir anlayışla geliştirilen kültür yapılarının hem yatırımcıya hem de projenin geliştirildiği bölgeye katkısı sadece kültürel boyutla sınırlı kalmıyor. Ünlü Danimarkalı Mimar Jørn Utzon tarafından projelendirilen ve 1973 yılında açılan Sidney Opera Binası, kültür komplekslerinin kent ekonomisine ve sosyolojisine sağladığı faydalarını örneklemek için en doğru gayrimenkul projelerinden biri olarak kabul edilebilir. Sidney Opera Binası’nın adı her ne kadar  sadece tek bir amaca hizmet ediyormuş gibi görünse de, bir çok performans sahnesi ve sergi alanını içinde barındırıyor. Bu kültür kompleksi, yılda 1500’ün üstünde kültür etkinliğine hizmet veren ve yine bir yıl içinde 1.2 milyondan fazla insanı bu etkinliklerle buluşturan, 2007 yılından itibaren UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine girerek sadece bir gayrimenkul projesi olarak bile kültürel bir değer taşıyan, Avustralya’yı ziyaret eden milyonlarca turist için cazibe merkezi haline gelen bir yapı. Ticari amaçla geliştirilen hiçbir projenin yaratamayacağı bir etki ve değere sahip olan Sidney Opera Binası, tek başına Avustralya’nın en büyük kentinin simgesi haline gelmekle kalmayıp, Stockholm Üniversitesi ve New School gibi kentlerin markalaşması süreciyle ilgili çalışmalarla ön plana çıkmış birçok yüksek öğretim kurumu tarafından da örnek olarak gösterildiği gibi Sidney kent markasının vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Avrupa’dan bir başka örnek ise, Bordeaux’da 2016 yılında açılan ve açıldığı tarihten beri Batı Fransa’nın en çok ziyaret edilen kültür komplekslerinden biri olan La Cité du Vin. Post-Modern mimarisi ve tematik sergi, konferans, eğitim ve performans gösterileriyle sadece Bordeaux’u değil, kentin hinterlandında bulunan Barcelona, Nantes, Marsilya, Montpellier ve Aix-en-Provence gibi birçok büyük kenti ziyaret edenlerin de yoğun ilgi gösterdiği ve Fransız kültürünün bir aynası rolünü üstlenen La Cité du Vin, kültür kompleksi yatırımlarının görünen faydaları yanında bulunduğu kente neler vadedebileceğini gösteren örneklerden biri.

Türkiye’deki örneklerine bakılacak olursa gerek bulunduğu konum ve Cumhuriyet tarihi boyunca üstlendiği rol gerekse sembolik olarak taşıdığı değer göz önüne alındığında, Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul için hem sosyal, hem ekonomik, hem de kültürel bir fırsat olarak görülebilir. 2017 yılında tamamen yenilenmek adına yıkılan ve 2020 yılında hizmete alınması planlanan Atatürk Kültür Merkezi, dünyanın en büyük opera salonlarından biri de dahil olmak üzere, gösteri salonları, tiyatro sahneleri, kütüphaneler gibi birçok kültür-sanat etkinliğine ev sahipliği yapacak. Eski Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu Murat Tabanlıoğlu tarafından projelendirilen yeni yapı, İstanbul’daki kültürel kamusal alan ihtiyacına cevap olmanın yanında, Sidney ve Bordeaux örneğinde olduğu gibi kent markasının gelişmesinde de önemli bir rol üstlenecektir.

Kısa vadede sağlayacağı ekonomik değer diğer birçok gayrimenkul projesine kıyasla daha az sayılabilecek AKM, Sidney Opera Binası veya La Cité du Vin gibi kompleksler, üstlendiği sosyal ve kültürel rollerle değerlendirilmesi gereken, buna ek olarak uzun vadede de bulunduğu kentlerin uluslararası imajına sağladığı katkılar, direk veya dolaylı olarak insanların turizm tercihlerine yaptığı etkiler ve bulunduğu yerel ekonomiye sağladığı faydalarla değerlendirilmelidir. Kültür yapılarının gerçek değeri, ünlü mimar Frank Gehry’nin dediği gibi; onunla etkileşime geçen insanların hayatına kattığı değer ile ölçülebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir