Tarım ve Kentsel Kalkınma

Tarım ve Kentsel Kalkınma

Sanayi üretimi, kültür-sanat, finans ve turizm gibi sektörlerde ülkelerin itici gücü haline gelerek ekonomik kalkınmada kırsala öncülük yapan büyük kentler, 18. yüzyılda başlayan modernleşmeyle birlikte uzaklaştığı tarım sektörüne artan kent nüfusunu besleyebilmek adına dönüş yapmaya hazırlanıyor. Kentsel nüfusun sosyo-ekonomik olarak kırsal nüfustan ayrılmasıyla birlikte şehirlerin üretim dinamiğinin dışına itilen tarım ürünleri, özellikle lojistik maliyetlerinde gözlemlenen artış, kentli nüfusta gözlemlenen organik ve lokal ürünlere olan rağbet, çevreci teknolojilerde yaşanan artış ve tarım teknolojileri alanındaki gelişmelerle birlikte kent ekonomilerinin bir parçası haline geliyor.

Uzmanlar tarafından kentsel tarım olarak tanımlanan bu devinim süreci sadece kentleri sağlıklı, güvenli ve hesaplı gıda ile buluşturmakla kalmayıp, Londra, Paris, Berlin, Stockholm, Moskova ve İstanbul gibi büyük kentlerde sıklıkla gözlemlenmeye başlanan sosyal, ekonomik ve ekolojik problemlere de kalıcı çözümler sunmayı vadediyor.

Kısaca tanımlamak gerekirse kentsel tarım; kentlerin içinde veya çeperlerinde organize bir şekilde tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi, hayvansal gıdaların organik bir şekilde işlenmesidir. Kırsal tarımdan farklı olarak kentlerin ekolojik dengesine entegre şekilde geliştirilen kentsel tarım konsepti ise şehirlerin sosyolojik, ekonomik ve en önemlisi teknolojik ekosistemiyle etkileşime geçerek sadece tarımsal üretim misyonunu üstlenmekle kalmayıp, sürdürülebilir bir şehir hayatı için de etkin ve pratik çözümler sunuyor. Kentsel tarım, özellikle gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenen kentli nüfus oranındaki artış da hesaba katıldığında istihdam gibi oldukça önemli sosyolojik ve ekonomik sorunlara çözüm olarak görülüyor. Bununla birlikte, kimi Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi düşük gelirli nüfusun %85 oranında kentlileşmesiyle ortaya çıkan kent yoksulluğundan kaynaklı sağlık problemlerine, çevresel sorunlara veya gelişmiş bölgelerde paketlenmiş ve işlenmiş gıda tüketiminden kaynaklı obezite salgınlarına karşı etkin bir savunma mekanizması olarak kabul ediliyor. Bu üretim modeli aynı zamanda, kırsaldan göç eden kent nüfusunu ekonomik üretimin bir parçası haline getirmeyi, tipik kentsel atıkları tarımsal üretimin içerisine dahil edip  yeniden kullanmayı, üretici ile tüketici arasındaki kopuk bağları birleştirerek toplumsal barışı güçlendirmeyi, kent içindeki yapılaşmaya karşı faydacı ve kullanışlı yeşil alanları arttırmayı ve son olarak hesaplı, güvenli ve sağlıklı gıdayı geniş kent nüfusuyla buluşturarak toplumsal refahı arttırmayı hedefliyor.

Hem ekonomik hem de sosyolojik kazanımları olan kentsel tarımın başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için teknolojinin de bu sürece dahil olmasıyla birlikte makul miktarda hayal gücü ve yatırıma ihtiyaç var. Bu noktada karşımıza çıkan en önemli sorunlar ise; kentlerin gayrimenkul stoğunda tarımsal üretim için gerekli olan yapıların sayısındaki azlık, şehir dokusuna uygun tarımsal alan eksikliği, yine bu tarımsal alanların ihtiyaç duyduğu kompleks lojistik ağlarındaki kopukluk, kent üniversitelerinin tarımsal üretim teknolojilerine yönelik yetkinlik problemi ve yerel yönetimlerin bu alanda gösterdiği çekimserlik.  Ortaya çıkan bu sorunlar ise ancak kentsel tarımın doğuracağı pozitif etkilerin kabullenilmesi, ticari motivasyonu yüksek yatırımcıların bu alana yönelmesi ve kamusal desteğin sadece altyapı alanında değil tüm diğer sosyal alanlarda da verilmesiyle aşılabilir. Kimi geliştiricilerin  konut alanlarına entegre bir şekilde projelendirdiği deneysel boyuttaki kent bahçeleri veya ekolojik denge aktivistlerinin kent içinde kurduğu amatör kentsel tarım alanları, bu süreçte ilk örnekler olarak görülse de geliştiricilerin, üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve kent planlamacılarının bu alanda atması gereken çok fazla adım olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

Özellikle ülkemizde, başta İstanbul olmak üzere birçok büyükşehirde gözlemlenmeye başlanan sağlıklı ve hesaplı gıda tüketimi taleplerine ek olarak kentsel işsizliğin azalması, yeşil alanların artması, ekonomik kalkınmanın sağlanması ve estetik yapılaşmanın artması gibi çevresel ve finansal taleplerin hesaba katılarak  kentsel tarım çözümlerine “holistik’’ bir yapılanmayla yaklaşmak gerekiyor.

Bu yaklaşım kapsamında sadece kamunun değil özel yatırımcıların da bu alana yoğunlaşmasına imkan tanımak; uzun vadede tüm dünya kentleri gibi ülkemizde de gözlemlenen sosyolojik, ekonomik ve ekolojik problemlere etkin bir cevap olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir